10 Eylül 2012 Pazartesi

Gaksital ( 각시탈 ) / Bridal Mask-2 ( Ağır Spoiler İçerir :D )

       Kendime dizileri hemencecik bitirmeyeceğim ve DRAM izlemeyeceğim dediğim halde işte yine bir dram içerikli ve 2-3 günde izlenmiş 28 bölümlük bir dizi. :D Bölüm sonları o kadar heyecanla bitiyor ki , diyorum diğer bölümün başına bakayım kapatıcam...Evettt böyle diye diye tüm diziyi bitirdim. :D

       Nerden anlatsam bilemiyorum ki.Oyunculardan başlarsak ben dizinin baş rollerini birbirlerine çok yakıştırıyorum ya çok tatlılar <3 Lee Kang To ve Oh Mok Dan'ın oyunculuklarından , -gerçekte olmasa da- dizide birbirlerine duydukları sevgiden ve bağlılıktan çok etkilendim.Diziyi izlerken onlarla birlikte üzülüp onlarla birlikte sevindim.Sanki diziden bir karakter gibi olayların içindeymişçesine hissettim ^_^

      Dizinin ilk başlarında kendini beğenmiş,gaddar,japon yalakası Lee Kang To beni gerçekten sinir ediyordu ama yaşadıkları olaylar onu bu hale getirdiğinden insan kızamıyor bir süre sonra.Maskeli(Gaksital)yi yakalama hırsıyla yanıp tutuşup en sonunda gerçekte Maskeli olan abisini yanlışlıkla öldürmesi ve annesini de Shunjinin abisinin vurması sonucunda büyük bir boşluğa düşüyor.Hiçbirşey bilmediğini o zaman anlıyor ve olaylar bundan sonra gelişiyor.Tabi olayların gelişmesinde çocukluk arkadaşı olan ve asıl mesleği öğretmenlikken abisinin Maskeli tarafından öldürülmesini hazmedemeyen Kimura Shunjininde olayların kızışmasında ve birçok masum canın hayatını kaybetmesinde bolca katkıları oluyor.İlk başlarda iyi kalpli,sevecen,yardım sever görünen Shunjinin zamanla bir canavara dönüşmesi beni bir hayli şaşırttı.İntikam yemini ederek kirli oyunların bulunduğu arenaya çıktığında onun bu kadar günaha saplanacağı aklımın ucundan geçmezdi.İşlediği tüm suçlarda bu kadar korkusuz ve cani olması insanın kanını donduruyor.Tabi bence bunda garip bir aileden gelmesinin de etkisi var.Zamanla daha kötü olan Shunji ilk başlarda sevgiyle yaklaştığı ve incitmekten korktuğu Mok Dan'ın ölümüne neden oluyor.Tabi bu artık sapkınlık derecesinde bir sevgi.Tüm bu olaylar bittiğinde Mok Dan'ın kendisini eski sevecen öğretmene dönüştüreceği inancı , yaptığı kötülüklerin bünyesine ağır gelmesi ve umutsuzluk içinde çırpınan deli birine dönüşmesi sonucunda oluşan bir hayalden ileri gidemiyor.Maskeli bu problemi daha önceden çözmeye kalksaydı sonuçlar bu kadar üzücü bir hal almayacaktı.Burda klasik laf genelde "Dizi nasıl devam edecekti.Tabiki işi biraz bulanıklaştıracaklardı.Uzasın uzasın uzasın diye :D " Tabi Kang To ve Shunji için de kolay değil.Sağlam olan arkadaşlıklarının arasına milliyetçilik duyguları ve geçmişin izleri giriyor.Dizide eski anılarına uzandıkları zamanki kareler insanın yüreğini burkuyor çünkü geldikleri durum ringe çıkmış iki boksörün durumundan farksız ve isteseler bile -ki birbirlerinin sevdikleri insanların ölümlerine sebep oluyorlar- eskiden oldukları dost hallerine geri dönemezler.İzlerken insan üzülüyor sanki gerçekmiş gibi.

       Dizide en eğlenceli sahnelerde Kang To'nun keskin zekasıyla Shunjiyi baya bir bölüm yanıltması ve üzerinde bulunan suçlamalardan titizlikle kurtulması bence.Adam polis teşkilatında çalışıyor ama onlar uzun zamandır aradıkları ve bulmak için can attıkları kişi olan Maskelinin o olduğunu uzun bir zaman çözemiyorlar :D


En etkileyici olaylar kuşkusuz:

*Lee Kang To'nun annesini ve abisini kaybettiği ve acı içinde geçen dakikaların olduğu sahneler :'(

*Mok Dan'ın ölümüne nefret ettiği Lee Kang To'nun aslında onu küçükken ölümden kurtaran ilk aşkı olduğunu öğrendiği ve ilk aşkı olduğunu sandığı ama yüzünü göstermeyen Maskelinin de yine Lee Kang To olduğunu öğrenmesi

*Kang To'nun Mok Dan'a çiçeklerden yapılma bir yüzükle evlenme teklif ettiği sahne ve sade olduğu kadar sıcak ve samimi düğünleri

*Shunjinin gelip düğünü mahvetmesi ve benim sinirlerimi bozan o korkunç olayın gelişmesi

*Ve geçmişte kalan ama hala dünmüşçesine hissettiren anılara yolculuk yapılan ve dizinin hayran olduğum müziklerinin geçtiği sahneler <3 <3 <3

    
       Son olarak da koca bir alkış dizinin ilk başında Maskeli rolünde olan ve sıradışı oyunculuğuyla beni etkileyen Lee Kang San yani gerçek ismiyle Shin Hyun Joon'a.  
   

Fotolarla GAKSİTAL:






Sonlardan nefret ederim ama üzülerek söylüyorum ki yine bir dizinin SONu...
Umarım bu dizi kadar güzel diziler izleme şansı bulabiliriz...

S.Q.

7 Eylül 2012 Cuma

Gaksital ( 각시탈 ) / Bridal Mask

      Tek kelimeyle şahane bir dizi...

       Aslında ilk önce izleyip izlememek arasında kalmıştım ama bu kadar yüksek izleme oranları ve güzel bir konusu olan bir dizi olduğunda bir bakayım dedim.Ama dizi beni etkisi altına aldı bile.Güzelce harmanlanmış bir konu,süper oyunculuklar...Kelimelerle anlatamıyorum...Şimdiden çok sevdim ben bu diziyi...<3

       Konusu : Japon mandasındaki ( Manda:Mevcut sistem ile kendini idare edemeyen toplumların başka bir devlet tarafından idare edilmesidir.Bu sistem bağımsızlığa aykırıdır. ) Koreyi ve o zor şartlar altında yaşayan Kore halkının  -tabi o zamanki isimleriyle Joseon'lular- kahramanı Maskeyi (Gaksital/Bridal Mask)  anlatan dram ve aksiyon ağırlıklı 2012 yapımı Güney Kore dizisi.Bölüm sayısı 28 ve dizi daha yeni bitti.

       Dizinin bu kadar izlenmesine şaşmamalı.Konusu ve oyunculuklar bir yana Korenin yakın tarihini anlattığı için de geniş kitlelere ulaştığı ve tutulduğu kanaatindeyim.Her zaman dizi ve filmlere körü körüne gerçekmiş gibi bakmak tabiki bizleri yanılgıya sürükler ama bazende insanlara bazı şeyleri özellikler tarihlerindeki acıları, yenilgileri, yaşanmışlıkları hatırlatması bakımından da hatırı sayılır bir katkısı da olmaktadır.
      Uzak Doğunun geçmişi ilgili pek fazla bilgim olmamasına karşın şimdilerde benzer diziler sayesinde belkide temel şeyleri bilebiliyoruz.Dizide en sinir bozucu kısımlarda , Japonların Kore üzerinde hakimiyet kurması ve ülkenin asıl sahiplerine eziyet etmeleri,kendileri lüks içinde yaşarken fakir köylünün daha da fakir olması ve Koreli bazı yetkililerinde bu durumdan şikayet etmemeleri -bir Koreli olmasamda- insanı çileden çıkaracak nitelikte.
     Gerçekten çok üzücü. Bir milletin kendi varlığını yok etmeye çalışanlara boyun eğmek durumunda olması...Maalesef çıkarlar her zaman vardır ve devletler bunları kullanmakta gayet iyidirler sonuçlar genelde halkı olumsuz etkilese bile.Olan maalesef güçsüz halka olmaktadır.Bu konuda çok üzüldüğüm ve etkilendiğim için biraz konu dışına çıktım.Diziye devam edersek , sizleri başrol oyuncularımızla tanıştırmak isterim:Buyrun efem;


        En çok sevdiğim kuşkusuz kahramanımız Maske tabi. :)  Lee Kang San'nın kimliğini saklamak için girdiği kılık ise ayrıca şirin.Gerçekten iyi kamuflaj :D







        Diğer bir başrolümüz ise Lee Kang To.İlk başlarda nefret etmeme neden olan ama sonradan insani yönünü -sonunda- gösterebildiğinden gözümdeki değeri artan dizimizin karizmatik esas oğlanıdır kendileri.Gerçekten karizmatik bir aktör. ^_^ ( Sinirlendiğinde dizideki  korkunç ruh hali ve tavırlarını ve hatta tüylerimi diken diken eden bağırışını saymıyorum bile :D )





        Babası Japon hükümeti adına çalışan ama kendisini bu konulardan soyutlamayı başarıp sakin bir yaşam süren diğer ismimiz ise Kimura Shunji. Dizinin ilerleyen bölümlerinde tam bir CANAVARa dönüşüyor.Şaşılacak şey doğrusu.Bu kadar yufka yürekli birisi nasıl olurda bu kadar kinle dolabilir.Dizide sonradan nefret ettiğim kişi olmayı başardı.TEBRİKLER DOĞRUSU...



   
       Son olarak da hem Lee Kang To'nun hem de Kimura Shunji'nin aşık olduğu dizimizdeki esas kızımız  Oh Mok Dan / Boon Yi.




Dizinin şarkılarına da değinmeden edemeyeceğim....İşte onlardan biri:

Goodbye Day Şarkısı TÜRKÇE Altyazılı

Trailer:



İYİ SEYİRLER ^^

Yorumlarınızı bekliyorum...

1 Eylül 2012 Cumartesi

***To the Beautiful You*** (Hana Kimi Korean Version)


           Japon dizi Hana Kimi'yi izlememiş olanınız yoktur herhalde.To the Beautiful You diziside bu tatlı dizinin kore versiyonu.Hana Kimi kadar eğlenceli ama onların yaptığı manyaklıkların çoğu yok.Kore dizileri genelde japon dizilerine göre daha usturuplu oluyor.Karakterler,konu yerinde ve cıvıklaşmadan ilerliyor.Tabi tatsız tuzsuz bir diziden de söz etmiyorum.Şimdi 6. bölümdeyim ve beni gerçekten çok eğlendiren bir dizi.Cast'a baktığımızda öyle hepimizin tanıdığı ve yüzlerine aşina olduğumuz isimlerden çok yeni yüzlere fırsat verilmiş ki ben bu durumdan gayet memnunum.Baş roldeki kızımız yani Choi Seol Ri çok tatlı ya gülüşüne bayılıyorum.


Choi Seol Ri as Goo Jae He

(Gerçektende tatlı değil mi? :D )

           Konuya değinmemiz gerekirse konusu japon versiyonundan tabiki farklı değil ancak olaylar birebirde aynı gitmiyor.Kore versiyonunda daha farklı olay örgüleri yer almakla birlikte genel hattın da dışına çıkılmıyor.Velhasıl-ı  kelam konuya geldiğimizde ; Goo Jae Hee (Choi Seol Ri) Amerikada yaşayan bir korelidir.Ama hayat tabiki toz pembe değildir onun için.Okulunda arkadaşları arasında pek kabul görememiştir.Ve okula gitmek onun için büyük bir sıkıntıdır.Tam bu sırada "Beyaz sırıklı prensimiz" :D  Kang Tae Joon (Min Ho) sahnede görülür.Jae Hee olimpiyatlarda sırıkla atlama dalında birinci olan bu çocuktan çok etkilenir.Ve kendiside atletizimde 100 metre bayanlar klasmanında okulda küçük çapta bir birincilik yaşar ve hayata dönmesini sağlayan bu çocuğa kalpten bağlanır.Ancak Tae Joon bir atlayışı sırasında sakatlandığından sporu bırakmıştır ve bu durum Jae Hee'yi çok üzer.Tae Joon'un tekrar atladığını görmek ve ona destek olmak için Tae Joon'un Güney Koredeki erkek okuluna kaydını yaptırır.Ve işte eğlence burdan sonra başlayacaktır.Hem kim demiş erkek okulunda kız olmaz diye!  :DDD

           Senaryo Japon versiyonundan esinlenilsede birebir aynı olduğu söylenemez.Japon versiyonunda esas kızımız Ashiya Mizuki'nin Sano Izumi'yi yeniden spora başlatmasının altında yatan neden farklıydı.Sano Amerikada Ashiyanın hayatını kurtarmaya çalışırken bir bacağına darbe almış ve sporu bu yüzden bırakmıştır.Ve sonrasında spora dönmemiştir.Bu küçük ayrıntı dışında esas versiyona sadık kalınmış.Karakterler en az Hana Kimidekiler kadar komik ve eğlenceli.Beni en çok eğlendiren Jae Heenin kız olduğunu bilmeyipte ona aşık olan şapşal aşığımız Cha Eun Kyul (Lee Hyun Woo) oldu.Şapşal ama çok tatlı ya :D

Lee Hyun Woo as Cha Eun Kyul

Sadece konusu değil müzikleride bir harika işte OSTlardan seçmeler:

     Butterfly from Jessica&Krystal Jung

It's Me from Sunny&Luna



Bir de Trailer'ımız gelsin bakalım:


İyi seyirler  ^^

23 Ağustos 2012 Perşembe

Arang and the Magistrate ( 아랑사또전 )

        2012 yapımı çiçeği burnunda şirin mi şirin bir dizi ARANG  :)  Övgüye değer bir dizi.Başrollerde en sevdiğim ve aynı zamanda yaşıklı güney koreli prens Lee Jun Ki  ve tatlı mı tatlı güney koreli güzel Shin Min Ah yer alıyor.Shin Min Ah'nın halleri ,tavırları ,şirinliği diziye ayrı bir hava katmış.En çok da çatıdaki oturma sahneleri beni gülmekten kırdı geçirdi. Bkn:Şekil 1-a da olduğu gibi. :D

Şekil 1-a
    
        Shin Min Ah nam-ı diyar Arang dizide kim olduğunu ve nasıl öldüğünü hatırlamayan ve 3 yıldır başı boş gezen bir hayalet olarak karşımıza çıkıyor.İçinde bulunduğu bu karışık durumdan kurtulmak için köye yeni gelen yargıçlardan yardım etmelerini istiyor ama ölümlerine sebep olmaktan ileri gidemiyor.( Adamlar haklı abi hayalet yaw :D ) Hayalet ama hayalimizde canlanıveren imajdan farklı olarak sempatik ve komik bir hayalet.

        Bu olaylar olurken köye annesini aramak için gelen Eun Oh(Lee Jun Ki) ,yolda Arang'ı görür.İlk başlarda Arang ,Eun Oh'nun onu diğer faniler gibi görmediğini sanır ama sonradan kendisini gördüğünü anladığında ondan büyük bir iyilik ister.Kendini beğenmiş,kaba ve bencil olan bu yabancı ilk başlarda umursamasada kendi menfaati için bu şapşal hayalete yardım eder.Curcuna burdan sonra kopacaktır.


         Şimdilik 2 bölümcük izlemiş olsamda bu dizinin tutacağına eminim.Gerek oyuncu kadrosu , gerek konusu itibariyle severek izleyeceğim :) Tabi şunları söylemeden de geçemeyeceğim : Yaw o ölüm meleklerinin makyajlarını kim yapmış ya amma komik olmuş.Sanırsın pandomim sanatçıları.Biraz ciddiyet ya lütfen :P :D


Dizi hakkında detaylı bilgi için:  http://wiki.d-addicts.com/Arang_and_the_Magistrate


Birkaç Foto:


Romantik sahnelerden biri


2.bölümün son sahnesi
HARİKAydı


Trailer:




 İYİ SEYİRLER ^^
                                                  

22 Ağustos 2012 Çarşamba

HAYATI ISKALAMAYA LÜKSÜN YOK SENİN...

    "Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan,için rahat olsun.Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiç bir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.Hani ağzınla kuş tutsan 'Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?' diye  bir soruyla bile karşılaşabilirsin.

    İki ucu keskin bıçaktır bu işin.Yaptıklarınla değil yapamadıklarınla yargılanırsın hep.Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

    Sen, 'Ana senin için şunu yaptım.' derken o,'Şunu yapmadın,' diye cevap verecektir.Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

    Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.

    Özledin,içtin,ağladın,güldün,şarkılar söyledin,düşündün,şiirler yazdın.'Peki o ne yaptı?' deme.Herkes kendinden sorumludur aşkta.Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?

    Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin.Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen.'Acılara tutunarak' yaşamayı öğreneli çok oldu.Hem ne olmuş yani yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki...

    Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.

    Yine içeceksin rakını balığın yanında.Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası...Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.

     Elbet bitecek güneşe hasret günler.Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

    Unutma;
Hayatı ıskalamaya lüksün yok senin..."

                                                          -NAZIM HİKMET RAN-

20 Ağustos 2012 Pazartesi

One Day/Bir Gün


          “Yarın ne olursa olsun bugün yaşanmış olacak.Eminim gelecekte bir gün yine karşılaşırız.Bence bunun bir mahsuru yok.Ama arkadaş olacağız.

            Hani bazı aşklar vardır ya zamanla olgunlaşan,değeri şarap gibi yıllandıkça artan.Evet bahsettiğim film tamda bu konuyu ele almış harmanlamış,öğütmüş ve bize sunmuş.Romantik filmler her zaman ağlatmıştır beni ama bu film daha farklı bir tat sunuyor izleyenlere.Sanki mantıkla kalbin yarışı gibi.Kalp kazanıyor ama saat gece yarısına 1 dakika kala.Son 60 saniyede yaşanıyor aşk.

           Dram,yer yer komedi,tüm film boyunca varolan romantizm,insanın kendisiyle yüzleşmesi,çaresizlik,dibe çöküş,umut,varoluş,özlem ve daha bir çok duyguyu aktaran çok güzel bir yapım.Oyunculuklar bir harika. 'Jim Sturgess' ve canlandırdığı karakter Dexter'a bayıldım.Karakter aslında bir varolma çabası içerisinde.Kalabalıklar arasında yalnız kalan çoğu insan gibi düşmemek için çabalıyor.Gerçek aşk onun elinden tutardı , o bunun farkına erken varabilseydi.

            Dexter'ın filmin sonlarına doğru yaşadığı hayal kırıklığı,pişmanlık ve üzüntü dolu dakikaları beni de üzdü ama filmin genelindeki kendinden emin ama şapşal olan tavırları,cool takılması,mimikleri,jestleri,çekiciliği,insanın başını döndüren yakışıklılığı yani kısacası büyüsüne kapıldım Dexter'ın. ^_^

           Bana ve belkide tüm izleyenlere önemli bir olguyu anımsattı:Zaman...Geriye alınamayacak tek şey.A tabi nasıl unuturum bir de Aşk. ^^

En etkileyici  9  sahne:

*Ayrılık -Emmanın kazası- sahnesi
*Dexter'ın çaresizce Emmayı arama sahneleri
*20 yıl ve yaşanan 15 Temmuz günleri 
*Emmanın Dexter'a "Seni seviyorum ama artık hoşlanmıyorum." dediği sahne
*Dexter ve babasının çaresizliklerini paylaştıkları sahne
*Emma ve Dexter'ın çıktıkları minik tepecik
*Emmanın Dexter'ı tercih ettiği sahne
*Dexter'ın düğünde yapacağı konuşmayı prova ederken ki sahnesi
*Dexter ve 20 yıllık değişimi


Fotoğraflarla BİR GÜN

















We Had Today - Rachel Portman (One Day OST)




8 Ağustos 2012 Çarşamba

Yerdeki Yıldızlar ( Taare Zameen Par / Like Stars on Earth )

         Son zamanlarda hiç bu kadar duygulandığımı ve göz yaşlarımın istemsiz olarak döküldüğünü hatırlamıyorum :'/ Yerdeki yıldızlar 2007 yapımı Aamir Khan tarafından yazıp yönetilen ve aynı zamanda baş rol oyuncularından biri olduğu harika bir hint filmi.Hint filmlerine bakış açımı kıran 3. film :D Slumdog Milyoner , 3 İdiot ve şimdi de Taare Zameen Par yani Yerdeki Yıldızlar. Konusu çok güzel işlenmiş ve oyunculuklar da gerçekten iyi düzeyde olan bu filmin ayrıca  baş rol oyuncularından biri olan minik yıldız Darsheel Safry de bir o kadar güzel bir oyunculuk çıkarmış  :) Kesinlikle izlenilmesi gereken harika bir yapım...


 "HER  ÇOCUK ÖZELDİR."



IMDB Puanı: 8.3/10
Tür: Aile, Dram, Komedi
Yönetmen: Aamir Khan, Amole Gupte
Oyuncular: Aamir Khan, Darsheel Safary,
Tisca Chopra, Alorika Chatterjee
Müzik: Raman Mahadevan, Shaan,
Vishal Dadlani, Adnan Sami
Süre: 2 saat 45 dk

           Konusu: Ishaan ( Darsheel Safry ) neşeli , mutlu hayatı dolu dolu yaşamasını bilen ama o küçük bünyesinde baş edemediği bir hastalıkla mücadele etmeye çalışan  tatlı mı tatlı bir çocuktur. Disleksi yani öğrenme bozukluğu denen bu hastalık Ishaanın tüm okul hayatını cehenneme çevirmeye yeter de artar.Babası baskıcı ve dediğim dedik diyen çocuk ruhundan anlamayan ve gerektiğinde şiddete başvuran katı bir babadır.Ishaan okulunda sürekli problemler yaşar ve en sonunda okuldan alınmak durumunda kalır ve babasının tanıdığı biri vasıtasıyla yatılı bir okula başlar.Ancak durumu daha da kötüleşmektedir çünkü şimdi ailesi de yakınında olmayacaktır.Ancak yerdeki yıldızımız filmin ortalarında geçici olarak okula gelen resim öğretmeni Nikumbh ( Aamir Khan ) sayesinde içine düştüğü bu buhrandan zor ve etkileyici bir biçimde kurtarılacaktır.


 Partlar: 

 Part 1/16


  Part 2/16



Part 3/16




Part 4/16


Part 5/16


Part 6/16



Part 7/16


Part 8/16


Part 9/16




Part 10/16



Part 11/16



Part 12/16



Part 13/16



Part 14/16



Part 15/16



Part 16/16


5 Ağustos 2012 Pazar

Yusuf Güney-İki Romantik Deli


 Bu şarkıya bayılıyorum ya  :D şarkı,sözleri,yusuf güneyin yorumu hepsi harika...


Sözleri:

Biz iki inatçı deli iki serseri
Biz seninle kışa girmiş yaz çiçekleri
Şimdi ayrı şehirlerde deliler gibi
Bekledim senin sevgini
Hayattan çok yoruldum
Bilinmez oldum bu genç yaşımda
Gülen bu gözlerim
Gülmeye umutsuz sen gelinceydi
Tut ellerimden hayatı tut yüreğinden
Bize lütfedilen bu aşkı al gel
Gönlüme koy gel tek sevdiğim
Biz iki inatçı deli iki serseri
Biz seninle kışa girmiş yaz çiçekleri
Şimdi ayrı şehirlerde deliler gibi
Bekledim senin sevgini
Sensiz günleri ömrümden siliyorum ben
Daha çok yer açılır biliyorum ben
İkimizi kurtarmanı diliyorum ben
Aşkım güçlü ölümden
Sensiz iken ağlıyorum
Beter bir hale bağlıyorum
Güzel günlerin hatrına dön gel
Her şeyi yak gel tek sevdiğim
Biz iki romantik deli iki serseri
Biz seninle kışa girmiş yaz çiçekleri
Şimdi ayrı şehirlerde deliler gibi
Bekledim senin sevgini
Sensiz günleri ömrümden siliyorum ben
Daha çok yer açılır biliyorum ben
İkimizi kurtarmanı diliyorum ben
Aşkım güçlü ölümden

3 Ağustos 2012 Cuma

Şimdi lütfen burda kal ve hayır dersen neler kaçırabileceğini görelim






Bir filmden alınan bir kareymiş.Nette takılırken rastladım.Hangi film olduğunu daha bulamadım :/

( Çok beğendim ya kızın hayır deyeceği varsa bile bu sözlerden sonra kesin vazgeçer.)

                                                                                                                                           

^^ Şiirlerimden biri ^^

Aşk dediğin aniden yağan yağmur gibi olmalı
Ansızın gelip bulmalı seni
Kaçacağın bir sığınak olmadan işlemeli kalbine
Ve senin tek sığınağın onun kalbi olmalı
Ta ki
Yağmur dinip ardında renkli bir gökkuşağı bırakana dek

    Sibel DİNÇ